İlk Bilgisayarımı Nasıl Aldım

İlk bilgisayarımı nasıl aldım yazısını okumadan önce arzu ederseniz bilgisayar ile ilk tanışmam ilk web sitem yazısını okuduktan sonra buradan devam edebilirsiniz. Önceki yazıları okuyan arkadaşlar bilirler. Üniversitede bilgisayar mühendisliği bölümünü tercih etmeye karar verdikten sonra hem sınava daha iyi hazırlanmak hem de kendi bilgisayarımı alacak parayı biriktirebilmek için bilgisayarla ilgili bir şeyler öğrenmeye ara vermek zorunda kaldım.

Zaten hali hazırda evimin yakınında bulunan bir kırtasiyede çalışıyordum. Mezuna kaldığım için okula gitme gibi durumum yoktu. Ancak çalıştığım işten kazandığımla bir bilgisayar alma şansım da yoktu. Ben de günümü 3’e bölme kararı aldım. Sabah ders çalışacaktım, öğleden sonra kırtasiyeye gidecektim akşamları ise para kazanmak için extra bir şeyler daha yapacaktım. İlk iki kısım tamamdı ancak extra ne yapabileceğimi bilmiyordum. Kırtasiyenin sahibi ile konuştuğumda fotokopilerin yoğun olduğu zamanlar akşamları kalıp onları tamamlarsam extra bir şeyler daha verebileceğini söylemişti. bu iyi bir haberdi ancak çok yoğun olan bir durum değildi bu.

O zaman şehir merkezinde tez işleri ile uğraşan tanıdığımız vardı. Ben de kendisine akşamları yardıma ihtiyacı olup olmadığını sordum. Bana eğer 10 parmak yazabiliyorsan gel yardımcı ol demişti ancak ben daha dün bir bugün iki klavye kullanmaya başlamıştım. Onun için olumsuzdu bu durum. Daha sonra “Yazdığımız tezleri sonradan birisinin okuyup imla ve kelime yanlışlarını düzeltmesi gerekiyor. Ancak bunun için çok iyi office word kullanman gerekiyor.” dedi bana. Office word kullanmayı çok az biliyordum o da kırtasiyeye ödev için gelen çocukların ödevlerini yapmak içindi. Ancak öğrenebilirdim. Kendisi sağolsun bana tam ismini ve yayın evini hatırlamıyorum ancak içinde office word ile ilgili her şeyin yazılı olduğu bi kitap verdi. Ben birkaç hafta içinde yalayıp yutmuştum kitabı. Akşamları kırtasiyeden çıkıp rampalı çarşı dediğimiz merkezde bulunan tanıdığımızın dükkanına gidip gelmeye başladım. İlk başlarda çok yavaştım ancak sonradan alıştım ve hızlı hızlı okuyup göz atıp düzenlemeler yapıyordum. Akşam çok geç saatte çıkacak olursak da beni araba ile eve bırakıyorlardı.

Bu şekilde 4 ay kadar sürdü sonrasında sınava girdim ve artık sabahları da çalışabiliyordum. Bu şekilde tercih dönemini vs de atlattım ve hayırlısı ile istediğim bölümü kazanmıştım. Sıra kendime bilgisayar almaya gelmişti. O dönem gerçekten de beklediğimden çok daha fazla kazanmıştım. Yani kendime o zaman için 1000 liralık bir bilgisayar almayı hayal ederken artık 3000 liralık bilgisayarlara bakıyordum 🙂 O zaman asgari ücretin 1071 lira olduğunu düşünürsek ve buna alım gücümüzün bugüne göre çok daha yüksek olduğunu eklersek gerçekten çok paraydı.

O zaman için i7 nin 5. nesilleri yeni çıkmıştı. Ben de onları araştırıyordum. Ekranı büyük olsun istiyordum. Ram en az 4 olmaydı (şu an için 4 çok komik evet ama o zaman 8 gb ram olan bilgisayar yoktu neredeyse.) Bulunduğum yerde gezmediğim teknoloji firması kalmadı ancak “Aa evet bu!” diyebileceğim bir laptop bulamamıştım. Ben de internete bakmaya başladım ancak internetten de nasıl alışveriş yapacağımı bilmiyordum. Kredi kartım yada banka artım yoktu. Hatta banka hesabım bile yoktu o zaman için.

Ben en son çare internetten almaya karar verdim. Benim bilgisayar mühendisliğini tercih etmemde çok emeği olan bir abim vardı. Kendisini aradım ve yardım istedim. Kendisi de sağolsun hemen o gün istediğim bilgisayarı internetten sipariş verdi ve parasını da ben dükkana uğrayınca alırım dedi. Bilmiyorum şimdi mi kargolar çok hızlı yoksa o zaman mı çok yavaştı ama 10 gün boyunca bekledim ben o kargonun gelmesini ve gerçekten hayatımı en uzun 10 günüydü diyebilirim.

O kargonun geldiği, kutuyu açtığım, bilgisayarın kapağını kaldırdığım, düğmesine ilk bastığım andaki mutluluğumu heyecanımı anlatmam imkansız zaten. Ve sonrası üniversite maceraları ile dolu yıllar 🙂

Evet geç tanıştım bilgisayarla ancak bunu asla bir bahane olarak kabul etmedim. Üniversitenin ilk senesi insanlar 10 parmak klavye kullanırken ben iki parmak yazabiliyordum. Asla bahanelerin arkasına saklanmadım. Yapamadım deyip asla bırakmadım aksine her seferinde daha çok hırslanıp denedim. Ve zaman beni buraya kadar getirdi.

Daha bu ve buna benzer anılarımı yazacağım fırsat buldukça. Kişisel paylaşımlar bölümünde benzer yazıları bulabilirsiniz.

You may also like...

Bir cevap yazın

E-posta hesabınız yayımlanmayacak. Gerekli alanlar * ile işaretlenmişlerdir